1910 yılı Osmanlı Mebusan Meclisi'ndeki "Türkçe" tartışmalarına… Hani şu dağılmak üzere olan, toprakların lime lime olduğu, her etnik grubun kendini ayrı bir kimlikle ifade ettiği, işgal öncesini yaşayan ve savaşların ortasında olan, iç karışıklıkların hat safhada olduğu Osmanlı'nın son Meclislerinden birine… Tarih 3 Şubat 1910… Görüşülen yasa tasarısının adı "Kavanin ve Nizamatın Suret-i Neşr ve İlanı Hakkında Kanun"dur. Yani kanun ve yönetmeliklerin nasıl ilan edileceğine dair bir yasa tasarısıdır ve dört maddeden oluşur. Ancak tartışmalar daha çok "ilanın hangi dille yapılacağına dair" olan ikinci madde üzerinedir. Bu meclisteki Ermeniler, Rumlar ve Araplar kanun ve yönetmeliklerin ilanının "Türkçe" olarak yapılmasına şiddetle karşı çıkarlar. Onların teklifine göre her bölge için ve her etnik gurup için kanunların ayrı ayrı tercümesi yapılıp yayınlanmalıdır.
Bu "dağılma" öncesi meclisinin vekilleri sanki 100 yıl sonrasının Meclis'inde konuşuyor gibidirler..Ya da 100 yıl sonrasının vekilleri bu Meclis'te…Maddeyle ilgili olarak ilk sözü alan İstanbul Mebusu Rum Kozmidi Pandelaki Efendi'dir: "Türkçe'yi halkın bir kısmı anlamamaktadır." der.
Ona göre "Osmanlı Devleti'nde resmi lisan Türkçedir. Bu inkar edilemez bir hakikattir. Fakat resmen kabul edilen ahval ile, cereyan eden ahval arasında fark vardır. Mesela, Osmanlıların hepsinin resmi lisan olan Türkçeye vakıf oldukları farz olunur kaidesi resmi olarak kabul edilmişse bile, hakikatte Osmanlı memleketinin her yerinde yerleşmiş bütün Osmanlılar Türkçe lisanına aşina mıdır ve bu lisanla yapılan ilanları anlayabilirler mi meselesini tedkik edersek zaruri olarak binlerce kişinin Türkçeyi anlayamadığı, Türkçe neşriyatın içeriğinden haberdar olmadıkları sonucu çıkacaktır."
Ancak onun bu sözleri gürültüyle karşılanır!
Ankara mebusu Mehmed Talat:
"Türkçe öğrenmeye gayret etsinler. Avrupa'da lisan-ı resmide olmayan tiyatroyu bile oynatmazlar." diyecektir.
(Haldun Dormen'in Kürtçe tiyatrosu gözünüzün önünden geçer ve o tiyatro oyununa akın akın koşan vekiller, devlet büyükleri...)
Tokat mebusu İsmail Paşa daha da sinirlidir: "İtalyanca öğreneceklerine Türkçe okusunlar da öğrensinler." diyerek itiraz eder.
Sonra Serfice Mebusu Rum Yorgo Boşo söze atlar. (100 yıl sonrasının Tayyip'i nasıl "milli irade" kavramını suistimal ediyorsa o da "milli hakimiyet" kavramını öyle suistimal edecektir):
"Hakimiyet-i milliye yalnız Türkçe konuşanlardan oluşmamaktadır" der. "Hakimiyet-i milliye diğer muhtelif lisanlardan da müteşekkildir. Siz bu ihtiyacı düşünmeye mecbursunuz, siz düşünmezseniz, o ahali yarın kalkar suistimal ettiğiniz hakimiyet-i milliyeyi elinizden alır. Onun için Meclis'te kanunları yaparken halkın bunları nasıl anlayacağını da düşünmeliyiz, bir genel kaide koymalıyız ve çeşitli dairelere ve nahiyelere dağıtılsın ve resmi lisandan başka mahalli dillere de tercüme edilerek ahaliye neşr ve ilan edilsin."
(Rum Yorgo Boşo, Güneydoğu Belediyelerinden bahsetmektedir sanki… Çeşitli dairelere ve beldelere gönderilen Kürtçe yazılardan, yapılan Kürtçe duyurulardan ve ilanlardan…)
"Siz istediğiniz kadar korkun"
Halep Mebusu Ali Cenani Bey, bütün bu itirazlara, "Bizim memleketimizde 2-3-5 değil 20'den fazla lisan konuşuluyor. Bunların her biri, her bölgede başka türlü tekellüm ediliyor, hükümetin bunların her biriyle ilan çıkarması mümkün değildir." diyerek cevap verir.
Bu kez bir Arap Mebus itiraz eder. Divaniye Mebusu Şevket Paşa…
Ona göre, kendi seçim bölgesinde öyle köyler vardır ki, içinde Türkçe bilen bir kişi bile yoktur. Türkçe bilenler sadece merkezlerde, o da bir iki kişidir. Bu sebeple halkın mevcut kanun ve nizamları öğrenmesi kesinlikle gereklidir, dolayısıyla resmi lisan yanında halkın konuştuğu dille de yayınlanmalıdır.
Ermeni Mebus Ohannes Varteks: "Yalnız Türkçe duyuru bir haksızlıktır. Üstelik bunun resmi lisana hiçbir zararı olmayacaktır. Öyleyse neden korkuyor, masraftan kaçınıyorsunuz?" diye sorar.
Kütahya Mebusu Cemal Bey "Masraftan kaçındığımız için değil ‘birleşelim' diye yapıyoruz." cevabını verecektir!
Yasa tasarısının birinci müzakereleri bitirilip tekliflere geçildiğinde Kozmidi Efendi ile Rum, Ermeni ve Arap 16 mebus, ikinci maddenin son fıkrasının "ve ahali-i mahalliyenin anladığı lisana göre süver-i münasibe ve mümkine ile neşr ve ilan olunacaktır." şeklinde değiştirilmesi ile ilgili önerge vereceklerdir. Kozmidi Efendi önergeyi savunurken, "Meclis'te bir halet-i ruhiye görüyorum, mahalli lisanlar denildi mi bir korku, bir ürkme söz konusu oluyor." der.
"Yok" sesleri yükselir.
Kozmidi Efendi devamla, "Siz istediğiniz kadar korkun, fakat bugün halkın bir kısmının sadece kendilerinin anladığı bir lisanı var. Bu bir emr-i vakidir. Onlar Türkçe'yi anlamıyorlar. O halde halkın anladığı dilde de neşr ve ilan edilmelidir." diyecektir.
Önerge o gün için reddedilir ancak tartışmanın sonuna doğru şiddetle Türkçeyi savunan vekillerde bile bir yumuşama olmuştur.
Alışmışlardır…
Son olarak konuşan Menteşe Vekili Halil Bey, "Maksat ahalinin kanunları bilmesi olunca mahalli dillere tercüme edilmesinde veya muhtelif lisanla neşredilmesinde bir beis yoktur." diyerek orta yol bulmaya çalışır.
Ancak kulaklarda kalan Kozmidi Efendi'nin "Siz istediğiniz kadar korkun." tümcesidir. Devamı "biz yapacağımızı yaparız"dır kuvvetle muhtemel…
İşte Osmanlı bu ortamda dağılır…
Bu tartışmaların ardından birkaç yıl sonra İzmir ve İstanbul işgal edilir…
O Meclis'te demokratça tartıştığımız Rum ve Ermeni vekillerin temsil ettiği "kardeşlerimiz" işgal ordularına katılıp Türk komşularının kanına girip Türk kızlarının ırzına geçmeye başlarlar.
(Bu arada, o meclisin Hakkari Mebusu Taha Efendi'nin "kanun ve nizamların halka anlatılması gerektiğini" düşündüğünü de not edelim. "Mahalli lisanlara tercüme konusunu kendisi Kürt olduğu halde önermediğini, buna karşılık hükümetin de gereken vasıtalarla halkı, yasaların muhteviyatı hakkında bilgilendirmesini" ister.
Anlaşılan henüz Kürtçe diye bir şey icat edilmediği için olsa gerek, Ermeniler ve Rumlar dururken, "Kürtlük mefkuresi" henüz piyasaya sürülmemiştir.)
O Meclis'te demokratça tartıştığımız Ermeni ve Rumlar önce "sivil toplum örgütlerinde", "derneklerde" örgütlenirler Türklere karşı; Mavri Mira, Trakya ve Yunan Komitesi, Kordos Cemiyeti, Pontus Rum Cemiyeti, Taşnak ve Hınçak örgütleri, Ermeni İntikam Alayları gibi…
Sonrasında ise bildiğimiz kanlı savaşlar…
Not: Bu makalede "Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr Ayfer Özçelik'in "Osmanlı Mebusan Meclisi'nde Türkçe Tartışması" alı makaleden yararlanılmıştır.
Paylaş:










