Gizli ilimler Sitesi

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Home DİĞERLERİ Havas Gizli İlimler Hazinesi E Kitap İndir

Havas Gizli İlimler Hazinesi E Kitap İndir


Google Adsense Politikaları -
Bu Reklam İçin Rahatsızlık Bildir
Havas Gizli İlimler Hazinesi, Eskikitap.org da satılmaktadır.. İsteyen kardeşlerimiz www.eskikitap.org sitesinden temin edebilirler..

Sizlerle bir paylaşım sitesinden alıntı yapmış olduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum.. 20 yaşındaydım, 5 seneden beri aşık olduğum kız beni terk etmişti.Büyük bir bunalıma girmiştim.Hani derler ya, darbeler ard arda gelir.Üç gün öncede dedem ölmüştü.Dedemi çok severdim, garip adamdı.Hayatını bazı kitapları araştırmaya adamıştı.Ne yaptığını bize bile söylemezdi.Kendi içine kapalı, hayattan kopuk bir insandı, benim gibi...

Büyük bir fırtana kopmuştu, ailem cenaze işlerini halletmek içim memlekete gitmeşlerdi.Birden bire elektrikler kesildi, karanlıktaydım ve tek başımaydım.Birden çocukluk resimlerine bakmak aklıma geldi, hem orada dedemi de görürdüm. Tavanarasına çıktım, nerdeyse iki santim toz vardı.Elimde fener olmasına rağmen, arada çakan yıldırımlar ortalığı aydınlatıyordu.Fotoğraf'ların olduğu kutuyu aramaya başladım.Evet oradaydı, şezlonğun hemen yanında sihay bir kutu daha vardı, sanki benim geleceğimi biliyor gibi beni orada bekliyormuş.

Sanki binyıllardır uyanmayı bekleyen bir piramit gibi bekliyordu…garip, hiç daha önce görmemiştim, içimi büyük bir merak kapladı, fotoğraf'ları çoktan unutmuştum.

Kutuyu kaptığım gibi aşağıdaki mutfak masasının üstüne koydum.Kutuyu incelemeye başladım, üzerinde bir mühür vardı, ilk başta okuyamadım, dikkat ettiğimde üzerinde dedemin isminin yazdığını gördüm.Arapça bişeylerde yazıyordu ama dedemin isiminin yazılışını öğrenmiştim. "abdürrahman" yani Allah‘ın kulu.Daha on yaşındayken dedem bana arapça öğretmeye çalışmıştı ama annemler karşı çıkınca, beni bir arkadaşının yanına Kuran öğrenmeye göndermişti.

Çok akıcı Kuran okusamda o yaz yaşadıklarımla ilgili hiç bişey hatırlamam.Aslında ailem dindar bile sayılmazdı.Babam cuma'dan cuma'ya camii'ye gider; farzından sonra kalkar giderdi.Din ile tüm ilişkisi buydu, oruçlarıda unutmamak lazım tabiki.Anne‘mi dedem çok özgür yetiştirmiş, istediği okula yollamış(gücü yetmemesine rağmen).O zamanın modasına uygun kısa eteklerini giymesine bile ses çıkarmamış.Asıl ilginç olan ise normalda böyle bişey yapan birisi köyde dedikodu ve iftira malzemesi olurdu, ama dedeme kimse tek laf bile söyleyememiş.

Kutuyu karşıma aldım...

Acaba açmalımıydım mühürlenmişti ama neden? hiç vasiyet yazmamıştı dedem. Aslında açabilirdim, bizden başka vasisi yoktu ama içimden bir his kutuyu açmamamı söylüyordu.Ama biryandan bir merak beni bitiriyordu, birden çakan şimşekle birlikte aklıma bir fikir geldi; mühürdeki harfleri bir kağıda yazıp iki mahalle ötedeki ilahiyat mezunu erhan'ın evine gitmeye kara vermiştim.Kağıda yazıp ıslanmaması için iç cebime koydum.

Paltomu bile almadan koşmaya başladım, ciğerlerim patlarcasına, evet bunu mutlaka öğrenmeliydim.

gizli ilimler hazinesi diye bir kitap varmış, bunun onunla bir alakası yoktur!

Erhan‘ın kapısına dayandım.Eski tip bir evi vardı erhan‘ın.Annesi ile beraber yaşıyordu, babası küçükken terketmiş onları.Sanırım bir kadın için çok zor bir durumdu bu.Daha sonra ondan haber alamamışlar birdaha. Köhnemiş nem ile nerdeyse çürümekte olan kapılarının zilini çaldım, içerdiden bir korkan bir kadın sesi geldi "kim o". Annesi almalıydı, korkmaktada haklıydı, saat gecenin ikisiydi. Erhan‘ın nerde olduğunu sordum, içerde uyuyormuş. Beni oturma odasına aldı, normalde böyle bir durumda ordan ayrılırdım ama artık sabrım kalmamıştı. Erhan yanıma uykulu uykulu geldi . Allah‘tan erhan saygılı bir insandı yoksa çoktan dayak yemiştim.Daha konuşmadan hemen kağıdı gösterdim. Bana garipseyerek baktı. “başın sağolsun duydum deden ölmüş“ dedi. Ben kağıdı işaret ederek ona bakıyordum.

-“ Bunu nereden buldun, niye bukadart acele ediyorsun?“ dedi. Ben tekrar okumasını rica ettim,okumaya başladı;

“ Bu çok basit, burada bir tarih yazılı“ dedi.

Okumaya devam etti; “Recep ayının 15'i 1426“ dedi.Şaşırmış bir ifadeyle bana baktı.

“eee yani bugünün tarihiyle ne anlama geliyor?“

„20 ağustos 2005 saat 1.25“ yani bu kutuyu bulduğum tarih!

Aman Allah‘ım… bu benim tam olarak kutuyu bulduğum tarih, hatta dakikası dakıkasına doğruydu!
Hemen koşarak çıktım erhan‘lardan, onlar hala şaşkındılar ama bişey açıklayacak zamanım yoktu .Tüm gücümle eve koştum.Yolda düşünüyordum,“ bunun anlamı ne idi?..“ Bu bana gönderilen bir mesaj olmalıydı evet öyleydi, dedem kutuyu benim açmamı istemişti. Eve gittim, hemen ekmek bıçağını alıp mührü kırdım, tek hamlede dağıldı mühür, artık geri dönüş yoktu, kutuyu açtım…

İçinde bir sürü eski kağıt parçası vardı eski kitaplar falan, en az yüz yıllık olmalıydılar.Aynı televizyon‘larda gördüğümüz gibi kahverengiye çalan sari rengindeydi bunlar. Hepsi el yazmasıydı, bilmediğim bir dilde. Bunun arapça olduğunuda sanmıyordum artıkş kutuyu iyice karıştırdım. En altından kalın bir kitab çıktı. Bu yeniydi büyük, sanırım dedem bu eski kitapları çeviriyordu ve hepsini bu kitaba yazıyordu. ilk sayfayı açtığımda, post-it ile yapıştırılmış bir not buldum, bu notta yazanlar oldukça basitti..

"BU KİTAP HAYATINI DEĞİŞTİRECEK".
Kitabı şöyle karıştırdım, bazı konular gözüme çarptı; ebcded, kabala, insanları etkileme ve cinler.İçinde gırla büyü vardı ama benim yarın sınava gitmem gerekiyordu ve açıkçası bu mistik şeylere pek inanmazdım, genelde yorumlamaya göre değişirdi.

Sabah tam vaktinde kalktım, sınavdan çekinmiyordum, derslerim çok iyiydi, belkide sosyal bir çevremin olmamasının faydası. Tam vaktinde sınıfa girdim, fakat gördüklerim karşında beynimden vurulmuşa döndüm; yıllarca sevdiğim, onu kendimden üstün tuttuğum, hayatımı verdiğim kadın, yıllarca beni ezen adamların başıyla beraber, elele sınıfa girdi.Ben tamamen şok olmuştum. Sınav kağıdına ismimi bile yazamadım sınıftan doğruca çıktım.Tekrar koşmaya başladım dün geceki gibi.Sanki kalbimi çıkarıp beni bir çöle bırakmışlar gibi hissediyordum kendimi, aklımda tek birşey vardı sadece; "büyü kitabı"

Bir kaç şeyle yapılan büyü vardı ama içinde en etkili olduğu söylenen tırnak büyüsü idi, ama onun tırnağını nasıl alabilirdim.Bu imkansızdı, daha başka bir büyü bulmalıydım ama önce ikisin birbirinden soğutmam gerekiriyordu; çünkü aniden benim yanıma gelirse bu ilgi çekebilirdi.Daha basit bir büyü buldum burada ölü toprağı kullanılmıştı, saat gecenin ikisi olmasına rağmen koşarak dışarı çıktım ve şehir mezarlığına gittim. Herhangi bir mezarın başına geçtim, duaları okumaya çalışıyordum… sanki mezardakinin yakınıymış gibi yapıyordum.Dikkatim mezardaki yazıya gitti; adam 24 yaşında ölmüştü, evet ölümün ne zaman geleceği belli değil.Başladığım işi bitirmeliyim, cebime bir avuç ölü toprağını aldım ve kaçarak uzaklaştım oradan.Bundan sonra yapmam gereken daha kolaydı önce eve gittim yazılması gereken cümlerleri bir kağıda yazdım.

İkisinin ismini bu toprağa okumam ve evlerinin arasına bu toprağı serpmem lazımdı.İkisinin evinin arası uzak sayımazdı, bu toprak onların birbirine gelmesine engel olacak ve aralarındaki sevgiyi bitirecekti.Defter‘de yazılanları birebir uyguladım ve birazını ikisinin evine birazınıda birbirlerine gitmek için geçtikleri yollara serptim. Artık yapacak bişeyim yoktu . hamlemi yapmıştım.Eve geldim, yorgundum, onların görüntüsü gözümün önünden gitmiyordu, artık sinirlerim gerilmeye başlamıştı.Ağlamaya başladım, yaptığımın ne kadar saçma ve işe yaramaz olduğunu farkettim, kitabı duvara fırlattım, koltukta uykuya dalmışım.

O gecede bir sürü kabus gördüm, keşke ne gördüğümü katırlasaydım…
Sadece bağırdığımı ve korktuğumu hatırlayorum.

Ter içinde yataktan kalktım…

Üzerime gene aynı elbiseleri giydim, gömlek, jean ve küçük bir çanta.Cebimde hala toprak parçaları vardı, iyice temizledim pantalonu.
Kitabımı hazırladım, sınıfa doğru gidiyordum ama hala içimde bir sıkıntı vardı.
Eskiden büyüyü sadece çaresiz insanların başvurduğu bir yol olarak düşünürdüm, sanırım bende çaresiz olmuş, ayaklar altın ezmiştim gururumu ama artık geri dönüş yoktu, işe yaramalıydı, yarayacaktı…
Sınıfa girdim, yarım saat erken vardmıştım zaten. Herzamanki gibi en arkadaki sıraya oturdum ve beklemeye başladım.Ders başladı ama hala ikiside gelmedi.
Acaba işe yaradımı? ilk dersten sonra beraber geldiler, elele, yıkılmıştımş fos çıkmıştı...
daha sonra bir kzın bana baktığını gördüm. ne yaptığımı anlamış olabilirmiydi acaba. hayır mümkündeğil. . bu genelde pek sessiz olan insanlar tarafından pek farkedilmezdi. notlarıda çok iyi olmasada kötüde sayılmazdı meldanın. üçüncü dersin sonlarına doğru aralarında bir soğukluk olduğunu farkettim. anlaşılan etisini göstermeye başlamıştı ama çok yavaş sürecekti belkide aylaca daha hızlı çalışan bişey bulamam gerekiyordu.

hemen eve koştum. hedefim doğrudan Ahmet olmalıydı. eğer onun başına bişey gelirse doğrudan aralarını bozabilirdim. hemen eve gittim bir kaç sayfa karıştırdım. ama aradığım etkiyi bulmam uzun sürmedi.
"Domuz Büyüsü"
domuz büyüsü. en basit ve bilinen büyü. bu büyü için bir çay bardağı kadar domz yağı bulunmalıdır öncelikle büyü yapılan şahsın evine girmek gerekir. Yukarıdaki duaları okumak mecburidir. öncelikle kapının eşiğine , yattığı yatak ve yorganın iç kısımlarına evin her tarafına dökülmeldir. büyü odur ki tarifler yapıldıktan sonra o kişinin bu evde tadı ve huzuru kalmaz.

Evet bu kesinlikle işe yaramalıydı. geriye tek bişey kalıyordu. onun evine nasıl gireceğim ?

ailem geleli bir hafta olmuştu. bende zamanımın büyük çoğunluğunu kitabı okuyorak geçiriyordum. kitapta eski dil kullanıldığı için anlamak için çok zorlanıyordum. çok değişik bilgilerde vardı. fakat aklımda bir tek şey vardı. nasıl ahmetin evine girebilirdim.aklımdan bunlar geçerken umudumu kaybetmiştim ,bu arada babam bana takıldı "fenerin maçını izleyelim mi?" diye. aslında çok normal olan bu söz benim için çok garipti. babam tam bir fenerbahçe fanatiğidi tüm maçları izler.takımın tüm formalarını ve bardaklarını dahil hertşeyini alır. günlük olarak spor gazatesi alırdı. benim ise en ufak sporla ilgim yoktu. aslında isteseydi eve dijitürk te alabilrdik ama topluca izlemek daha çok zevk veriyor sanırım. birden kafamda şimşekler çaktı.
ahmetin de galatasaray fanatiği olduğunu duymuştu. hatta evinde dijiturk de vardı. hatta topluca maç izlerlerdi.eğer sızabilirse belkide tek şansı buydu
fener-galatasaray maçı ...

bunun etkili olabilmesi için yasık içlerinine ve yorgan kenarlarına sürülmesi gerekiyor. yanıma ufak bir şişe aldım. doğru okulun kantinine gittim ahmetler burada arkadaş çevreleriyle takılırdı genelede. bende oturdum. Tahmin ettiğim gibi ön sıradaydı yanına oturdum. kendisiyle genelde pek konuşmadığım için garipsemiş olacakki gi biraz şaşırmış baktı. konuyu hemen maça getirdim.
bu akşam maça gtimek istediğimi falan söyledim . isterse beraber bir kahveye gidebileceğimizi söyledim. ama o yemi yutmuştu buna gerek olmadığını istersem maçı onun evinde izleyebileceğimi söyledi.

fenerbahce :1 - Galatasaray : 1

artık ahmedin evindeydim geri dönüşüm yoktu. olamazdı. kalbim hızala çarpıyordu. 25. dakika harakete geçmek için fazla vaktim yoktu. Ev çok kalabalıktı . Ahmetin tüm yalaka arkadaşları burdaydı. Harekete geçmek için gol olmasını bekliyordum. iki defa tereddüt etmiştim ama başka fırsatım olmayabilirdi. Kara kitabı çok iyi çalışmıştım. domuz büyüsünü hazırlamıştım. şu an ellerimin arasında terliyordu. bir kişi bira almaya mutfağa gitti. Benimde yaptıklarım gözlerimin önünden geçiyordu. Anlatılana göre büyünün indirilişi son derece ilginçti. iki melek tarafından BABİL e indirilmişti. ve onlar oradaki insanlara bu ilmi öğrettiler. fakat anlatırken bu öğrettiklrimiz sizi yoldan çıkarır biz sadece imtihan için göderildik demişler. imtihan evet ben bu imtihanı veremedim belkide. o anda birden goool sesi yükseldi ...

goooooool

önce mutfağa koştum. yemeklerin bulunduğu yerlere damlattım daha sonra kapı eşiklerine birkaç damla danlattım ki evden dışarı çıkamasın. birkaç yerre de damlattım ama en önemlisi yatak odasıydı yarganlarına sürmeliydim bu yağı ki çok etkili olsun. uykudayken bilem onu ele geçirsin etkilesin. kuvveti artsın. Ahmetin yatak odasına daldım hemen . yatağına bi kaç damla sürdüm. birden yatağının kenarındaki fotoğrafı gördüm . onunla yanak yanağaydılar. birdeb başka fotoğraflar olabiliceği aklıma geldi çekmeceleri karıştırmaya başladım . içinde ağrı kesiciler fotoğraflar olan bi çekmece vardı. evet onunla uzun süredir beraberlerdi. fakat herkesden gizlemişlerdei. içeri birden ahmet girdi....

"ne yapıyosun burda " dedi ahmet

ben dolapdaki aspirini alıp başımın çok feci ağrıdığını maç keyfini kaçırmamak için ona söylemediğimi söyledim. oda bana su getirdi ve mecburen asprini içmek zorunda kaldım. Gerçektende bütün maçın gürültüsü başımı ağrıtmıştı. Küçükten beri maçları sevmezdim. Babam gerçek bir fenerbahçe fanatiğiydi.
hiç bir maçını kaçırmaz ve küçükken beni de ***ürürdü . Ben sahaya değilde saha kenarına insanlara ve amigolara bakardım. Saha kenarındaki büfede satılan tost daha çok ilgimi çekerdi. Yenip yenilmeside o kadar umrumda değil açıkcası. Bu arada ahmete golü kimin attığını sordum sanki ilgileniyormuş gibi. Tam ilk yarı bitmek üzereyken nobre atmış . bana bira içmek isteyip istemediğimi sordu . ama daha sonra sen iyi aile çocuğusun içmezsin dedi. gercekten sinirlenmiştim. sırf bu yüzden bir çok arkadaşlık fırsatını kaçırmıştım. Ahmete yakın olma fırsatını kaçıramazdım. "bana da bi kutu bira aç "...

Kandan bir nehirde yüzüyordum. çevremden çeşitli vücut parçaları bana çarparak geçiyordu. kan kırmızı değil, siyahdı. Parçaları sıyırarak geçiyorum.
bişeylerin üstüne basarak geçiyorum. Bunların yardım isteyen insanlar olduklarını cığlıklarından anladım. Bir tepeye doğru ilerliyorum. ileride bir bina görüyorum. eski çağlardaki saraylara benziyor sanki. daha sonra ileride bir tahtta oturan bir varlık gördüm evet bunu kara kitapta görmüştüm. Ölüm Cini Tirfi' ydi bu . Birden çığlık atarak uyandım . Ahmetin yatağındaydım. Demek sızınca beni buraya yatırdılar. yaptığım domuz Büyüsünün etkisiyle bu rüyayı görüyor olmalıydım yada çok fazlamı günah işledim. Hemen oradan koşarak çıktım ...
hemen eve gittim doğru odama çıktım, hemen kara kitapın başına geçtim.Kitabın en arka bölümünü açtım, Tifri‘ nin yazılı olduğu bölümdü burası; bu bölümde bir uyarı ile karşılaştım! Hatırladığım gibi "O" bu bölümdeydi, genişce açıklanmış ama her cümleden sonra uygulanmaması için öğütler verip duruyordu. Hatırladığım doğruydu "O" ölüm ciniydi. En aşağı iki bin yaşındaydı. Rüya kitabına baktım; rüyada kan görmek, yapılmış yada yapılacak kötü bir olaya dalaletti.Aradan bir hafta geçmişti, büyü ahmet üzerinde işe yarıyordu.Huysuzlaşmaya başlamıştı, sanırım etkisini tam göstermesi süre alacaktı. Okulda ise işler karışmaya başlamıştı. ahmet çok kavgacı bi insan olmuştu, herkesle yavaş yavaş arası bozulmaya başlamıştı.

Ahmet en yakın arkadaşlarıyla bile kavga etmeye başlamıştı ama ne yazıkki burcu ile arası hala iyiydi. Medyumluk gücüm olmadığı için gerçekleri tam olarak bilmiyordum. Bir medyum bile geleceği bilemez, sadece o an olanı bazı varlıklar aracılığı ile görür. Araştırmalarıma göre ingiltere'de böyle bir araştırma yapılmış, medyum olduğunu iddaa eden 100 kişiyi test etmişler, sadece 5 kişi raslantı olamıyacak kadar doğru kartları doğru bilmiş.Benimse hiç medyumluk gücüm yoktu. Yapacağım bir şey vardı; medyumluk yeteneği olan birini bulmak.Dedem karakitabın olduğu kutuya kara kitabı yazarken, bilgi aldığı alimlerin ve medyumların adreslerini de yazmıştı.Sanırım yazdıklarının daha sağlam görünmesini istiyordu, bunlardan birini arayabilirdim, aramalıydım.

Gülsüm hanım ortaklar köyünde evli iki çocukannesi bir kadındı.Kitapta yazdığına göre en güçlülerinden birisiydi. Onun yaynına gittim dedemin adını verince beni kabul etti. Bizimkilere bir hafta okul gezisi var diye yalan söylemek zorunda kalmıştım. Dediğine göre 1 gün boyunca bir önsınavdan gececekmişim, eğer dediğini yaparsam, 5 günlük ikinci teste kabul edileceğimi söyledi. ilk test için dağa çıktık, yere oturmamı söyledi ve ne olursa olsun asla hareket etmememi söyledi. kendisinin yarın geleceğini söyledi ve gitti. Artık tek başımaydım, hareket etmemeliydim, sanırım bu emre itaat ile ilgiliydi.Eğer hareket edersem emre itaatsız olacaktım, artık beklemeye başladım, sanırım bütün gece sadece bekleyecektim, gece yarısına doğru calıların arasından bir yaratık çıktı.Sanırım çakal gibi birşeydi, beni kolayca parçalayabilirdi.Dişlerinin arasından salyalar akıyordu ama yerimden haraket etmemeliydim, asla kıpırdamamalıydım ve birden bayılmışım...

Sabah kalktığımda, gülsüm hanım başımdaydı "testi geçtin " dedi.

İkinci test başlamıştı, yanıma beş gün yetecek kadar yiyecek verdi ve bir mağaraya götürmüştü. Burada kimseyle konuşmadan yaşamam gerekiyordu. Eğer birisini görürsem ondan kaçmam, eğer birisiyle konuşursam sınavda kalmış olacaktım. Gerçi benim için pek zor bir Sınav sayılmazdı çünkü hayatım boyunca içine kapanık birisiydim.Cinlerle irtibata geçebilmem için bu Sınavı mutlaka geçmem gerekiyordu.

Acaba beni burada ne bekliyordu?

İlk gece olaysız geçti, sadece hava biraz serindi battaniyeye sarındım. Bütün geçmişimi gözümün önünden geçirme fırastı buldum. Bütün hayatım boyunca bir tutkum olmamıştı, burcudan başka. Gündüzleri hala kara kitapa çalışmaya devam ediyordum, ancak beni oldukca zorlamaya başlamıştı çünkü bazı bölümlerini anlamakta güçlük çekiyordum.Büyülerin üçe ayrıldığı yazıyordu. Ak büyü, kara büyü, kızıl büyü.Birde kitapta bir kişiyi etkilemek için ondan bir parça gerektiği yazılıydı.Tırnak veya saç gibi bunun sayesinde o kişi etkilenebilir, bir kişiyi sevmesini sağlanabilirdi bu da benim oldukça işime yarayabilirdi.

Evet burcuyu etkilemekte bu yöntemi uygulayabilirdim...

Bugün son gündü medyum beni bu gün hakkında uyarmıştı.Kitaptan sufli cinleri ile ilgili bölümü okudum yavaş yavaş uykuya daldım, rüyamda bulutların üzerindeydim, birden bire uyandım; karşımda annem ile babam vardı.Bana geri dönmemi söylüyorlardı, "ben geri dönmeyeceğimi" söyledim.Belkide ilk defa haytımda aileme karşı çıkmıştım bu benim için çok yeni birşeydi.Babam bana bağırdı ve tekrar eve dönmemi söyledi, onu dinlemeyince bana bir tokat vurdu ve ben babama karşı bağırdım:

-"Bu gece asla eve dönmeyeceğim"

-Babam "hayyııııır" diye bağırarak ortadan kayboldu, annemde onunla birlikte kayboldu.
bu gece asla eve dönmeyeceğim"

-babam "hayyııııır" diyerek ortadan kayboldu , annemde onunla birlikte ortadan kayboldu. Sanırım bunnlar sufli cinleriydi ve benim sınavı kazanmamamı istiyorlardı.O gece beni türlü şekillerde sabaha kadar etkilemeye çalıştılar daha sonra karşıma burcu çıktı ve beni sevdiğini söyledi, beni buradan ayrılmaya ikna etmeye çalıştı.O da birden ortadan kayboldu.Daha sonra güneşin doğduğunu gördüm...

Evet sınavı geçmiştim. Daha sonra hocamın elini öperek el aldım. Artık bende hazırdım ve cinlerle uğraşabilecektim.Daha sonra anlatmaya başladı;

Cinlerin insanlarla birlikte olanlarına "Mir", (çoğulu ummar,avamir)denir. Çocuklara musallat olanlarına "Ervah", habis karakterli olanlarına "Şeytan", üstündekilere "Marid", daha güçlü olanına "ifrit" (çoğulu afarit) denir. "Hubs" cinlerin erkekleri, "habais" ise dişileridir.

cinler genellikle harabe ve çöllerde, hamamlarda, hurma öbeklerinde, çöplüklerde, türbe ve mezarlıklarda bulunurlar. cinler erkeklerden çok kadınlara musallat olurlar. Cin insan suretine büründüğünde uzun sure bu halde kalmaz. Bazen ayrılırlar. Bu ayrılık anlarında kişi gayet sağlıklı dengeli biri gibi görünür. Hiçbir hastalık belirtisi göstermez. Cin varken namazdan, zikirden, Kur'an okunmasından hoşlanmaz. Tuvalette uzun sure kalmayı ve yalnızlığı tercih ederler.

Bizimle aynı mekânı paylaşan cinler, başka bir âlemin yani gayb âleminin varlıklarıdır. Gayb bilinmeyen demektir. Allahû Tealâ her şeyi çift yaratmıştır. Âlemler de karşılıklıdır.
Bu ders ne kadar devam edecek acaba diye düşünüyordum. O anda hocam devam etti

-İçinde yaşadığımız bu âlem Zahirî âlemdir. Karşıtı ise öldükten sonra nefslerimizin yaşadığı Berzah âlemidir.
-Cinlerin yaşadığı Gayb âlemi var. Karşıtı ise onların öldükten sonra nefslerinin yaşadığı Berzah âlemidir.
-Meleklerin yaşadığı Emr âlemi
- Zülmanî âlem
- Bir de yaradılıştan önce var olan yokluk, mekânsızlık âlemi

Cinlerin Yiyecekleri

Abdullah B. Mesud (RA) Allah Resulu'nun (SAV) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir oğlum ali
Cinler peygamber Efendimiz'den azık isteyince "Allah’ın adı anılmış olup elinize gecen her kemik sizin için etten daha boldur. Eti yenilebilir hayvanların tezekleri de binekleriniz için yemdir" buyurmuştur. Tabii bu yiyecekler mümin cinler için geçerlidir. Kafir cinlere gelince, onlar üzerine Allah adının anılmadığı her şeyi yerler-içerler ve helal görürler.
Şeytan İnsanlaırn Yemeklerini Nasıl Yemez?

Cabir (RA) dedi ki: Allah Resulu'nun şöyle buyurduğunu işittim. "Kişi evine girdiği zaman ve yemeğe oturduğunda Yüce Allah’ın ismini zikrederse şeytan kendi yoldaşlarına şöyle der "Bu gece size bu evde yatak da yok, yemek de yok! Eğer eve girdiğinde Allah’ın adini zikretmezse şeytan yoldaşlarına şöyle der "Yatacak yeri buldunuz! Yemeğe oturduğunda Allah’ı zikretmezse "Yatağı da buldunuz, yemeği de" der.evet artık eve gitme vakti gelmiştim. aldığım izin ve bu öğrendiklerimi nasıl kullanacağımı düşünüyordum artık eve doğru yola koyuldum.

en sonunda el vermişti.
artık cinlerle bağlantıya geçebilirdim. fakat bu çok tehlike bir işti.okula geldiğimde ahmet ile burcu kavga ediyolardı. bu olaya şaşırmıştım.demekki işe yaramış. artık ikinci aşamaya gelmiştik. burcuyu kendime aşık etmeliydim

Sevilen kimsenin yedi tel saçına Ya Vedut okunur ve saçlar ateşe atılarak yakılır. O kimse aşktan delirecek gibi olur ve yapan kişiye gelir.fakat tırnak büyüsü daha etkiliydi
Tırnak büyüsü: Bu çeşitte ki büyü, sevgiyi kazanmak ve kazındırmak için yapılan bir türdür.Tırnakları toplayıp değişik işlemlerden geçirdikten sonra yakarak yapılan bir türdür.
Tırnak büyüsü daha etkili olmasıına rağmen çok daha zordu, o yüzden saçlarını ele geçirmeliydim, ama nasıl ...?

Tek şansım burcu spor dersine girdiğinde kızların soyunma odasına girip üzerinden çıkardığı elbiselerinde saç aramaktı.Bunu mutlaka başarmalıydım, biliyordum tek şansım buyudu.Ama çok korkuyordum ya yakalanırsam bütün okulun diline düşüp rezil olma korkusu beni deli ediyordu ama burcu‘ya olan aşkım korkumdan daha büyüktü…

Fırsatı bekleyip kızların soyunma odasına girdim.Burcunun gömleğini alıp tam kapıya yöneldiğimde ayak sesleri duyma başladım.

Tik, Tak, Tik, Tak

Ayak sesleri soyunma odasına doğru geliyordu, tamam şimdi yakalanmiştim.Keşke yer yarılsada ta dibine girebilseydim.Öyle korkuyordum ki, acaba iceri girecek kişi kim di? Ne cevap verecektim.Korkumdan elimdeki gömleği bir yere atmayı da unutmuştum.Ayakkabı sesleri iyice yaklaşmıştı iceri girmek isteyen kişi kapıyı acmak üzereydi…

Birden vaz gecip geri döndü…

Gömlekteki saç telini alarak geri yerine astım.Hemen koşarak eve gittim.Kara kitapın başına oturdum. Sevinçten ucuyordum bu defa çok ümitliydim.Kitapta yazanları aynen uyguladım.
Artık beklemekten başka yapacak bişey yoktu.

6 gün sonra…

Okul girişinde duruyordum, derin düşüncelere dalmıştım, gene burcu‘nun hayali gözlerimden gitmiyordu.Birden sırtıma bir vuran oldu.Geri dönüp baktım, birde ne göreyim
Aman Allah‘ım ınanılacak gibi değildi.Bana selam veren burcu idi..
Bacaklarım titremeye başlamıştı, inanamıyordum, yüzüme bile bakmayan burcu, yanıma gelmiş ve bana selam veriyordu.

“Neden şaşırdın beni görünce“ dedi

“Hayirdir sen bana selam vermezdin“ dedim, biraz düşünür gibi oldu…

“Ya bilmiyorum, birden aklıma geldin, içimden bir ses sürekli senin ismini söylüyor sanki“

Evet yaptığım büyü tutmuştu, mecbur tutacaktı çünki başka çarem yoktu.Sevinçten deli oluyordum, iste başarmıştım.Hergün benimle konuşmaya başladı.Günün birinde:

“sinemaya gitmeyi severmisin?“ diye sordu.
“Evet çok severim“ dedim, aslında hic sevmezdim.

“Bu hafta benimle bir film izlemeye ne dersin?“ diye sordu.

Evet herşey yolundayıdı artık.Hemen gene kara kitapın başına oturdum, bu tehsiri nasıl daha artırabilirdim diye araştırmaya başladım.Kitaptan anlaşıldığına göre bu iş ancak cinlerin yardımı ile başarabilirdim.Sadece büyü yapmak yetersizdi.Aslında cinler ile temasa girmeye hazırdım.Ama cok korkuyordum.Carpılabilirdim, hayatım alt üst olabilirdi.Ama gene burcuya olan aşkım korkumdan büyüktü ve cinler ile temasa girmeye karar verdim.

Cinler ile ilk Görüşmem

Kara kitapta birçok yöntem yazıyordu ama ben en kolayını seçmeye karar vermiştim.Kitapı ve gereken malzemeleri alıp bir mağraya girdim.Cin daveti icin lazım olan malzemeler şunlardı:

Elma ağacından bir dal, bir bakır kapın icerisinde su ve güzel kokan tütsüler yakmam gerekiyordu.

Cin daveti icin gerekli duayı 7 defa okumak gerekiyordu her defasında sol elimdeki elma ağacın dalı ile bir defa yere vurmam gerekiyordu.Evet 7 defa okumayı tamamlamıştım.Önümdeki kapın icerisindeki sudan gözümü ayıramıyordum artık.Acaba neden su ne olacak şimdi? Kafamda bircok soru işareti vardi.Korkum anlatılacak gibi değil sanki heyecandan nefes alamıyordum.Birden suda bir şeyler görür gibi oldum.Misket büyüklügünde ve şeklinde tam üç tane evet yanlış duymadınız üç tane yavaşca suyun içersinde şekiller belli olmaya başladı.

Evet iste gelmişlerdi, buda geldiklerine dayır bir işaretti. Artık heyecanım anlatılacak gibi degildi, peki şimdi ne olacaktı ? nasıl konuşup onlardan yardım istiyecektim? Peki geri nasıl gönderecektım? cinleri ya bana musalat olup akla gelmiyecek zararlar verebilirlerdi.Kitapta cin daveti net bir şekilde acıklanmıştı ama bu gelen cinlerin nasıl geriye bir zarar görmeden gönderilebilecegim

yazmıyordu yazmıyordu yazmıyordu…

Konuşmaya başladım siz cinmisiniz? Davetim üzerine mi geldiniz ?
Ne kadar sacma bir soru ama ne kouşacagımı bilemiyordum sadece korkuyordum.

Ses yok…

Baktım cevap vermiyorlar korkumdan konuşmaya devam ettim.Konuşmak birazda olsa beni rahatlatıyordu.

Bir süre sonra...

Birden saçlarını yollarak, elli yüzü kan içersinde annem bana doğru koşarak geliyordu.

"Oğlum, derhal eve dön, sen ne yapıyorsun burada?"

“Hayırrr anne gelmiyorum, git, rahat bırak beni“ diye bağırdım.

“Hayırrrrrrrr“

diye bağırarak arkasını döndü ve koşarak birden kayıp oldu.

Artık biraz tecrübeliydim, bana annem gibi görünen cinlerdi.
Kısa bir süre sonra çocuk sesleri duymaya başladım.Bir şeyler söylüyorlardı, sesleri çok yankılı geliyordu, anlıyamıyordum, bir sağ kulağıma, bir sol kulağıma geliyordu çocuk sesleri.

“Kaa..kaaa...kaaansız kaannsız“ diyorlardı...

Ne demek istiyorlardı, peki ne kanı, kimin kanı?
“Ne demek istiyorsunuz ne kanı?“ diye bağırdım, zaten çıldırmak üzereydim. Gördüklerim ve duyduklarım beni cok etkilemişti.Artık pişmanlıgın faydası da yoktu, geri dönüş yoktu…
Zaten korkudan bayılmak, aklımı oynatmak üzereydim.

Birden bir ses…

“Sol kolundan 7 damla kan damlat yere“ dedi.
Hemen yaptım ve merakla beklemeye devam ettim, ne olacak şimdi diye.
Birden yerdeki kanlar kayıp oldu, tam o anda birden karşıma üç tane varlık dikildi…

Bana söyle göründüler:

3 tane yüzü çok çırkın ve kara olan kadın gibi görüyordum onları, alınlarının tam ortasında; kırmızı bir işaret vardı.

Ve cinler ile yaptığım sohbetim;

“Siz cinlermisiniz?“

“Evet, neden rahatsız ediyorsun bizi?“

“Rahatsız edeceğimi bilmiyordum, özür dilerim sizden“

“İsimleriniz nedir sizin?“ diye sordum.

“Taha yasin“ diye cevap verdi birisi, diğer ikisi hiç konuşmuyorlardı.

“Kaç yaşindasınız siz?“ diye sordum

Taha yasın “450“ yaşında oldugnu söyledi.

“Neden çağırdın bizi?“

“Yardımınıza ihtiyacım var, büyü yaptım sevdiğim kıza, daha etkili olması için yardımınıza ihtiyacım var“

“Sana yardım edersek, karşılığında ne vereceksin bize?“

“Bilmem, ne istersiniz ki benden?“

ve verdiği cevap:

“Karşılıgında bir dişi cin ile evlenmeni istiyoruz“ dedi.

"Hayır bunu kabul edemem" dedim.

"Öyleyse sana yardım etmeyeceğiz, sen git dedenin görüştüğü cinleri bul, ancak onlar yardım ederler sana, karşılık beklemeden" dedi.

Sanıyelik bir anda içerisine birden benimle konuşan cin bana yaklaştı ve elini yüzüme sürdü bayılıp yere düşmüşüm.Ne kadar zaman gecti aradan bilemiyorum ama uyandığımda cinler gitmişti ve ya bana görünmüyorlardı artık.Titriyordum, çok üşüyordum, cinlerden korkarken kendim korkulacak hale gelmiştim.Sonradan öğrendimki bunu kabul etseymişim bir daha normal insanlarla hiç bir ilişkiye giremiyecekmişim.Yani belkide hiç bir zaman aile kuramıyacaktım.

Hemen oradan uzaklaştım, koşarak evin yolunu tuttum.Son geceki yaşadıklarımı tekrar göz önünden geçirdim.

Aman Allah’ım…

Başımdan büyük işlere kalkıştım, hayır böyle olmamalı…

Böyle yanlış yollarla elde edilen sevginin sanki bana ne faydası olacaktı.Ne kadar yanlış bir yolda olduğumu sanki yavaş yavaş anlıyordum ama hoşuma da gitmeye başlamıştı, bu alemin içine dalmak beni nerelere götürecekti?

İçimde bir ses; “bırak uğraşma sakın…“ diyordu.

Diğer bir ses ise; “Devam et, burcu için mecbursun…“ diyordu.

Hangisine inanacağımı bilemiyordum…

Hemen eve giderek okul eşyalarımı aldım, okulun yoluna koyuldum.Sınıfa girdiğimde ahmet ve burcu yan yana oturuyorlardı ama yüzlerinden dargın oldukları anlaşılıyordu.Ahmet’i, burcu‘nun yanında görmek beni deli ediyordu.Bir an sanki kendimden gecer gibi oldum, birşeyin sol tarafımdan bana yaklaştığını hissettim.Vücudumun sol tarafından bedenime girdiğini hissettim, nefesim kesildi bir an için, başım dönmeye başladı, gözüm karardı bir anlık sanki.Birden toparladım kendimi, ahmet’e bakıyordum ve içimden onu boğarak öldürmek geliyordu.Bütün konsantremi ahmet’e vermiştim, gözümde onu boğarak öldürdüğümü canlandırıyordum.Bütün vücudum birden titremeye başladı, ahmet birden iki elini boğazına tutarak; “yardım edin, nefes alamıyorum“ diye bağırdı ve yere düştü.Birden silkindim ve tekrardan kendime geldim.Benimle birlikte ahmet’te kendine geldiğini farkettim.Aman Allah’ım, bunu yapan benmiyidim yoksa?

Hayırrrrrrrrrrrr

Yerime oturdum, öğretmenimiz sınıfa girdi eline bir kağıt vardı.

Hafif gülümseyerek;

“Bilin bakalım çocuklar, bu kağıtta ne yazıyor?“

“ Hani gecen ay sınıfca yazılı olarak katıldığımız yarışma vardı ya“

“Yarışmayı düzenleyen şirketten beni dün aradılar ve sınıfımızdan üç öğrencinin kazandığını söylediler“

“Kimlerin kazandığıda bu mektupta yazıyor işte, daha içerisine bakma fırsatım bile olmadı“

“Bakalım kimler kazanmış?“

Tam öğretmen zarfı acarken birden yerimden fırladım ve;

“ Cemal, İrem, Nalan“diye bağırdım.

Öğretmen bana şaşkınlıkla baktı önce ve; “daha ben bile bilmiyorum sonuclar“ dedi.

Elindeki zarfı actı ve birden bir şaşkınlık içerisinde bana doğru baktı.

Yarışmayı kazananları açıklıyorum çocuklar;

“ Cemal, İrem, Nalan“

Bütün sınıfta bir den bir sesizlik oluştu ve herkes bana dönerek hayret içerisinde bakıyorlardı…


Okul sonrası evimize doğru yönlendim.Eve gelir gelmez her zaman olduğu gibi kata kitabın başına geçmekti niyetim.Tavanarasına çıktığımda birde ne göreyim:

Erhan kara kitabın başında oturuyordu.Beni faketmedi bile.

"Erhan ne yapıyorsun burada?" diye sordum.

Bana git diye eliyle işaret etti.Kafasını bana doğru çevirmedi bile.Bu nasıl olur, tavanarsındaki benim kitabı nasıl buldu? Onu rahatsız etmemek için çıktım oradan ve evden ayrıldım.Eve geri geç saatlerde döndüğümde, acaba erhan gitmiş mi diye merak ediyordumşAradan saatler geçmiş gece yarısı olmuştu.

Hemen tavanarasına çıktım...

Erhan halen bıraktığım gibi kitabın baışda oturuyordu.Sanki hiç yerinden kırmaşmamış gibi...

"Erhan halen buradamısının arkadaşım"dedim.

Erhan'dan ses çıkmıyordu...

Yanına yaklaştım ve sırtına hafifce vurdum.

"Erhan ben geldim,cevap versene arkaşaım"dedim.

Sırtına tekrar hafifce vurdum ve erhan yüz üstü kitabın üzerine düştü.

Aman Allah'ım...

Erhan nefes almıyordu, kalbi atmıyordu, erhan ölmüştü!

http://gizlimi.com/digerleri/havas-gizli-ilimler-hazinesi-e-kitap-indir.pdf

Kaynak: estanbul.com



YASAL UYARI
Gizlimi.com sitemizin içerisinde yer alan tüm içeriklerin telif hakları içeriklerin sahiplerine ve/veya yasal temsilcilerine aittir. Gizlimi.com da yer alan ve telif hakkı ihlaline neden olan bir içeriği,dosyayı,kodu kaldırmamıza yardımcı olmak için lütfen bize iletişim bölümümüzden bildiriniz. Dosya en geç 24 saatte kaldırılacaktır.

5846 sayılı kanunun 25. maddesinin ek 4. maddesine göre hakkı ihlal edilen öncelikle üç gün içinde ihlalin durdurulmasını istemek zorundadır.Gizlimi.com 'da yayınlanan diğer yazıların, materyallerin, resimlerin, kodların, şekillerin her türlü elektronik ve gerçek ortamda yayın hakkı (aksi ilgili sayfalarda ayrıca belirtilmediği sürece) Gizlimi.com 'a aittir. Bu materyaller, kaynak gösterilmek ve link verilmek koşuluyla kopyalanabilir.

Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Kasım 2014 08:56  

EN GÜZEL DUALAR