Gizli ilimler, Gizli ilimler kaynak sitesi, internetten Para Kazanma, Yazarak Para Kazanma

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Home ÇOCUK PSİKOLOJİSİ
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

Müslüman çocuğun edebi - görgü kuralları

e-Posta Yazdır PDF

İslâm;  doğumdan  ölüme  kadar hayatın ne şekilde  yaşanacağını, davranışların nasıl olacağını, iç ve dış dünyamızın ne şekilde bir  yapıya  kavuşturulacağını  tespit  etmiştir. Madden ve mânen sağlıklı bir fert, sağlıklı bir aile  ve  sağlıklı bir  toplumun  yolu  İslâmın emrettiği  hayat tarzını  yaşamak ile mümkün olabilecektir. 

Her hayrın başı Besmeledir !
Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır. Sonunda da Elhamdülillah denir. Sevgili Peygamberimiz: "Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz"buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:

"Yemek yemeğe, abdest almaya  ve hayırlı işe başlarken besmele  çekmek sünnettir."
. Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur.
. Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır. Biz müslümanlar haramlardan kaçınacağız.
. Kat'i olarak haram olan bir şeyi işlerken besmele çeken kâfir olur.
. Kapıları açıp kapatırken, mutfaktaki yemek kaplarının kapaklarını   açarken, yemek yaparken, ocak yakarken, mutfağa girerken besmele çekmek sünnettir.
. Süt, su, çay, ilaç içmeye başlarken besmele çekilir.
. Sakalı tamamen keserken besmele çekmek câiz değildir.

SELAM  VERME  ADABI:

Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır. Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır.
1. İslam'ın emrettiği selamı unutma.
2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman   selam vermeyi ihmal etme (Esselamü Aleyküm).
3. Selam verme şekli şöyle:
a) Binek üzerinde olan yürüyene,
b) Yürüyen oturana,
c) Az kişiler çok kişilere,
d) Küçükler büyüklere selam verirler.
4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde    cevap ver.
5. Konuşmadan önce selam ver. Peygamberimiz bir Hadis-i   şeriflerinde şöyle buyuruyor:
"Kim  selamdan  önce  konuşmaya  başlarsa  ona  cevap  vermeyin"

KONUŞMA  ADABI
Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir.

01. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek.
02. Dünya ve ahiret için faydası  olmayan  sözleri  söylememek.
03. Sözleriyle  kimsenin  gönlünü  kırmamak.
04. Musibet  ve  felaket  getireceğinden korktuğu  şeyi  söylememek.
05. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek.
06. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek.
07. Büyüklerin yanında yüksek sesle  konuşmamak.
08. Boşboğazlık, gevezelik etmemek.
09. Söylerken ağzını eğip  büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak.
10. Konuşurken karşısındakini  hiçe  sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur aramamak.
11. Dilini la'nete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak.
12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına  söylememek.      .
13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek.
14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan  sakınmak.
15. Başkalarıyla  alay  etmemek, kimseye  kötü  bir  ad  takmamak.

GÜZEL  SÖZLER  ADABI

Söz  söylerken güzel söylemek, kabalık yapmamak, karşısındakilerin halini gözetmek, dokunacak sözlerden ve tasavvurlardan sakınmak Müslüman'ın vazifesidir. Kur'an-ı Kerim yedi çeşit insanın peşinden gitmeyi ve onları dinlemeyi yasak etmiştir.

1- Doğruya ve yalana çok yemin eden.
2- Fikir ve düşüncesi düşük olan.
3- Şuna buna söven, la'net eden, daima kusur ve ayıp araştıran.
4- Bir yerde konuşulan şeyleri başkalarına taşıyan.
5- Cimri ve son derece sıkı olan ve insanları iyilikten çeviren.
6- Hakkı tanımayan ve mütecaviz olan.
7- Günaha dadanan, şerefsiz ve soysuz olan.

EVE  GİRİŞ  ÇIKIŞ  ADABI
1. Kapının  sağında  veya  solunda  durmak.
2. Kapıya 3 defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin  verilmez  ise  geri  dönmek.
3. Eve girince ve çıkarken  "Esselamü Aleyküm" diyerek  selam  vermek.
4. Evden çıkınca "Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete  illabillah" demek.

YEMEK  YEME  ADABI

01. Sofra  hazırlanırken  yardımcı  olmak.
02. Yemekten  önce  ve  sonra  elleri  yıkamak.
03. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak.
04. Besmele çekip, Allah'a vermiş olduğu nimetler için şükür etmek.
05. Yemeğe önce yaşça veya mevkice büyük olan kişinin başlaması uygundur
06. Sağ eliyle yemek.
07. Lokmayı  ağza  göre  almak  ve  iyice  çiğnedikten  sonra  yutmak.
08. Lokmayı  yutmadıkça  ikinci  lokmaya  el  uzatmamak.
09. Önündeki  yemeği  soğutmak  için, yemeğin  içine  üflememek.
10. Başkalarını  tiksindirecek, iğrendirecek  harekette  bulunmamak  ve söylememek.
11. Ağızda  yemek  varken  konuşmamak, gülmemek.
12. Başkasının  lokmasına  ve  yediğine  bakmamak.
13. Elini yemek kabına silkmemek ve lokmayı ağzına götürürken başını tabağa doğru uzatmamak.
14. Yemek  seçmemeye  özen  göstermek.
15. Yemeği aynı kaptan yeyip, tabağın ortasından değil, kendi  önünden  yemek.
16. Lokmasını  ve  aldığı  yemeği  bitirmek.
17. Tabaklarda  artık, sofrada  kırıntı  bırakmamak.
18. Toplu yemek yenirken herkes  yeyip bitirmedikçe sofradan kalkmamak.
19. Yemek  bitince  "Elhamdülillah"  demek.
20. Yemeği  yapana  teşekkür  etmek.
21. Sofra  kaldırırken  yardımcı  olmak.
22. Yemek  sonrası  elleri  yıkamak, dişleri  fırçalamak.
23. Sokaklarda  yemek  yememek  ve  içmemek.
24. Gezinerek  yemek  yememek.
25. Helalinden, temiz  yemek  ve  Allah'a  şükretmek.
26. Acıkmadan  yemek  yememek.
Bir hadis-i şerifte:
"Sizden biriniz yiyeceği zaman sağ eli ile yesin, içeceği zaman da sağ eli ile içsin. Zira şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer."  buyurulmuştur.

SUYU  İÇME  ADABI
1. Besmele çekmek.
2. Suyu  bardaktan  (veya tasdan)  içmek.
3. Suyu  oturarak  içmek.    4. Bardağı  sağ el  ile  ağıza  götürmek.
5. Bardağın  içine  nefes  vermemek.
6. Suyu  üç  yudumda  içmek  sonunda  Elhamdülillah  demek; su  içmenin adaplarındandır.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
"Suyu çocuğun memeyi emmesi gibi için. Depodan doldurur gibi içmeyin. Ondan ciğer hastalıkları zuhur eder."

TUVALET  ADABI
1. Tuvalete girmeden önce Eüzü Besmele çekmek.
2. Sol ayak ile girmek.
3. İhtiyacı  ayakta  değil, oturarak  gidermek.
4. Tuvalette  konuşmamak, bir  şeyler  yememek, oyalanmamak.
5. Tuvaletten  çıkmadan  temizlik  kontrolü  yapmak  (elleri yıkamak).
6. Sağ  ayak  ile  çıkmak.
7. Çıkınca "Gufraneke" demek, adaptandır.

YATMA  ADABI
1. Yatmadan  önce  elleri  yıkamak.
2. Dişleri  fırçalamak.
3. Kıyafetlerle değil, pijamalarla yatmaya özen göstermek.
4. Giysilere  sağdan  giymeye  başlamak.
5. Besmele  çekip  sağ  tarafa  doğru  dönüp  yatmak.
6. Yatmadan  önce  dua  etmek, adaptandır.

GÖZ   KULAK  GİBİ  AZALARIN  TERBİYESİ

Müslüman'a başkalarının kanı, ırzı, namusu, malı haramdır. Kendisinin olmayan herhangi bir şeye kötü gözle bakmamak, kendi canı, namusu, malı nasıl mukaddes ise, başkalarınınkini de aynı şekilde kabul etmeli, kendini tamamen haramdan ve kendisine ait olmayan her şeyden çekmek İslâm'ın emridir.

TOPLANTILARDA  ADAB

Kur'an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir mecliste nasıl davranılacağını bildirmiştir.
01. Bir toplantıya herkesi iğrendirecek elbise ile, fena kokularla gitmemek,
02. Mecliste daima güler yüzlü olup, ekşi suratlı ve geveze olmamak,
03. İleri geçip oturmamak, hakkı olmadıkça ileriye geçmemek,
04. Kendisinden yaşça ve bilgice yüksek olanlara hürmet etmek,
05. Anası, babası veya hocasına daha çok hürmetli olmak,
06. Oturanlara sıkıntı verecek hallerden sakınmak,
07. İki kişi arasına oturmak lazım gelirse, onların iznini istemek,
08. Sonradan gelene yer göstermek,
09. Kendisinden büyük olanların yanında ayak ayak üstüne koymamak,
10. Ev sahibinin, misafiri uğurlaması,
11. Kalabalık içinde iki kişi arasında gizli konuşulmaması,
12. Esnememek, mecbur olursa eli ile ağzını kapamak,
13. Öksürme veya geğirme ile çevreyi rahatsız etmemek, tiksindirmemek,
14. Meclis ve toplantılarda  edebe riayet etmek.

KOMŞULARIMIZA  KARŞI  VAZİFELERİMİZ

Aile ve akrabamızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır. Komşularımıza  olan  vazifelerimizin  başlıcaları  şunlardır:
1. Komşulara el ve dil ile eziyet etmekten kaçınmalıdır. Evde gürültü yapmak, dökülen çöplerle komşuları zor durumda bırakmak, vb. Müslümanlıkla bağdaşmaz. "Peygamberimiz: "Allah'a ve âhiret gününe İman  eden  komşusuna  eziyet  etmesin  buyurmuştur. (Sahihi Buhari)
2. Komşusunu çaresizlik içinde gören kimse, onun yardımına koşmalıdır. Cenabı Hak bir ayeti kerimede komşuya iyilik edilmesini tavsiye etmektedir. (Nisa Suresi: 36)
3. Komşunun  evini,  kendisinin  bulunmadığı  zamanlarda  korumak,
4. Komşuları zaman zaman ziyaret etmek, hastalandıklarında kendileriyle yakından ilgilenmek, Komşu hakkının önemini Peygamber Efendimiz şu hadisi şeriflerinden daha iyi anlamaktayız:

"Cebrail, bana durmadan komşuya iyilik yapmayı tavsiye etti. Bu sıkı tavsiyeden, komşuyu komşuya mirasçı yapacağını zannettim. (Sahihi Buhari) Komşumuz Müslüman olmasa bile onlarla iyi geçinmek (örnek olmak), eziyet etmekten sakınmak, iyi davranışlar içinde bulunmalıyız.

MİSAFİRLERE  KARŞI  VAZİFELERİMİZ

Misafirleri güzel bir şekilde ağırlamak, Müslümanlığın emirlerindendir. Peygamber Efendimiz, kendisini ziyarete gelenlere elinde bulunan yiyeceklerden bol bol yedirir, hatta ev halkıyla birlikte geceyi aç olarak geçirdiği zamanlar da olurdu. Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurulmakta: "Allah'a ve Kıyamet gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin (Sahihi Buhari) Atalarımız kahramanlığı ve dürüstlüğü yanında, misafirperverliği de, sahip olduğu eşsiz üstünlüklerindendir. Bugün yurdumuzun birçok Köylerinde, misafirler için ayrılmış özel yerler vardır. Misafirlerimize  karşı  olan  vazifelerimizden  başlıcalar  şunlardır:
1. Misafirleri güler yüz ve tatlı dille karşılamak,
2. Yediğimiz içtiğimiz şeylerin en iyisini onlara sunmak,
3. Misafirlerin üzerine fazla düşüp onları sıkmamak,
4. Misafirlerin yanında çocukları ve hizmetçileri azarlamamak,
5. Topluluklarda dikkat ettiğimiz önemli noktalara, misafirlerin yanında da dikkat etmek.

ZİYARETLERİN  ADABI

Müslümanların birbirlerini ziyaret etmeleri, aradaki sevgi, saygı ve dayanışmayı kuvvetlendirir. Zaman zaman akraba, yaşlı ve hasta kimseler ziyaret edilmek  suretiyle gönülleri alınmalıdır. Ancak ziyaretlerin, usulüne uygun olarak yapılması gerekir. Ziyaretlerle ilgili edepleri  şöyle sıralayabiliriz:
1. Ziyaretlerin vakti iyi seçilmelidir. Uyku, yemek ve iş zamanlarında ziyarete gidilmemelidir.
2. Ziyaretlere giderken, temiz ve düzgün elbiseler giyilmelidir.
3. Ziyaret edilen evin kapısı çalınmalı, ev sahibi izin verdikten sonra içeri girilmelidir.
4. Ziyaret sırasında güler yüz gösterilmelidir.
5. Ziyaretine gidilen evde bulunanların, sevinçleri ve kederleri paylaşılmalıdır.
6. Ev sahibinin  işi varsa, ziyareti uzatmadan müsaade isteyerek ayrılmalıdır.
7. Ziyaret edilen kimsenin yaş, akrabalık veya hastalık gibi durumları göz önünde bulundurularak, konuşma şeklinde dikkat edilmelidir.
8. Özellikle yaşlılar ile hastalar, sık sık ziyaret edilmelerini beklerler. Bu bakımdan bu kimselerin ziyaretleri diğerlerine göre daha fazla yapılmalıdır.

(Kaynaklar: Sabri Özdemir  Eser: İtikat, İbadet, Ahlak)
Son Güncelleme: Cuma, 02 Aralık 2011 21:37
 

Mükemmel çocuk yetiştirmenin üç altın kuralı

e-Posta Yazdır PDF
Başlık dikkatinizi çekti ve yazıyı okumaya başladınız değil mi? İstediğim de buydu zaten. Yoksa ne mükemmel çocuk yetiştirmenin sadece birkaç kuralı vardır ve hatta ne de mükemmel çocuğun tarifi. Ama maalesef orada burada buna benzer başlıklarla yazılmış “mucizevi” reçeteler okuruz sık sık. Sağlam bir dünya görüşü olmayan Batı medeniyetinin zavallı pedagog ve psikologları dipsiz kuyuya ipsiz inerek ortalama on yılda bir değişen fikirlerle ana-babalara yeni yeni reçeteler sunarlar. Hepsini de “Doğrusu budur, böyle davranın, çocuğunuz mükemmel yetişsin” diye pazarlarlar hep. Freud’dan hayli etkilenen 68 kuşağının eğitimcileri “Çocuğu serbest bırakın, her istediğini yapsın, hevesi kalmasın, hiç azarlamayın, sadece sevgi verin” diye diye günümüzün serseri ruhlu, sabırsız, sorumsuz ve ahlaksız neslini yetiştirdiler elbirliği ile. Şimdilerde ise daha farklı sesler yükseliyor o taraflardan: “Çocuğa
beklentilerinizi ve görevlerini söyleyin, hata yaparsa ceza verin, hatta hafifçe dövebilirsiniz bile.” Biz Müslümanlar ise Kur’an ve hadisler ışığında nasıl çocuk yetiştirmek gerektiğini aslında biliyor olmamız gerekirken, maalesef bu kaynaklara da yüz çevirdiğimiz için “iki cami arasında bînamaz” kalmış durumdayız
uzun zamandır. Ve en dindar ailelerden bile “Çocuğumuza nasıl davranalım?” soruları yükseliyor. Ben de üç çocuk babası olduğumdan, son zamanlarda çocuk eğitimine dair ipuçları toplamakla meşgulüm. İşte bu yazıda çocuk yetiştirmekte dikkat etmemiz gereken bazı temel prensipleri aktarmaya çalışacağım.

Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez
Önce kendinizi düzeltin. Kendini ıslah etmeyen başkasını hiç ıslah edemez tabii ki. İfsat eder hatta iyilik zannıyla. Bir aile tanıyorum. Çocukları pırıl pırıl, ahlâklı gençler olarak yetiştiler. Özel bir çocuk yetiştirme eğitimi almadıklarını biliyorum. Evlerine misafir olduğum bir gün “Nasıl böyle mükemmel çocuklar yetiştirdiniz” diyecek oldum. Ama demedim. Zira o kadar açıktı ki her şey.  Baba samimi ve tutarlı bir dindar, anne şefkatli ve temiz huylu bir fedakar. Evleri sade döşenmiş bir “dershane” gibi. TV genellikle kapalı. Sohbetler Allah için. Yalan yok, dedikodu yok. Nasıl çocuklar çıkabilirdi ki böyle bir evden zaten?
“Armut dibine düşer”, “üzüm üzüme baka baka kararır”, “anasına bak kızını al” sözleri boşuna söylenmemiş tabii ki. Bir psikiyatrist olduğumdan, bana sık sık çocuklarını getirir aileler. “Bu çocuk bir garip davranıyor nedense? Bir tedavi etseniz.” Hiç istisnası yok gibidir; “odama çocuk girer ve çıkar ama aile girer ve kalır.” Hemen daima ailededir esas problem. Anne-babanın bir yığın hataları, kompleksleri, hatta psikiyatrik rahatsızlıkları vardır. Ama onlar bunları görmez, çocuktaki problemleri öne sürerler. Sanki o çocuk o evde yetişmemiştir de, uzaydan gelmiştir. “O kadar da gayret ettik ki, neden böyle oldu bu çocuk bilmem?” havası vardır genellikle. Ama biz aileyi terapiye alırız. Çocuk da toparlar ardından doğal olarak. O yüzden “önce kendimize bakalım” diyorum.

Temel güvenli olmalı
Bir evin en önemli kısmı temeli olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli dönem de ilk yıllardır. Çocuğun zekasının % 80’ i ilk 7-8 yılda geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk 2 yıl çok önemlidir ve “temel güven duygusu”nun oluştuğu dönemdir. Bu dönemde çocuğun en önemli ihtiyacı sürekli ve tutarlı bir sevgidir. En yıpratıcı şey ise “anne figürü”nün sürekli değişmesidir. Çocuğunuz isterse bir bakıcı tarafından büyütülsün, yeter ki süreklilik olsun. Sürekli değişen kişilerce bakılan bebeklerde ileri yıllarda çevreye güvensizlik, içe kapanma gibi özellikler gelişebilir. Sebebini anlayamadığımız bağımlılık, hırçınlık, şüphecilik gibi karakter özelliklerinin temeli o ilk yıllardaki “hatırlayamadığımız hatıralar”dır genellikle. Nitekim Filipinlerde yapılan bir saha araştırması, ilk yaşlarında mutlak ilgi ve sevgi ile yetişen çocukların ileride çok daha huzurlu insanlar olduklarını göstermiştir. Çocuğunuzun bilinçli olmadığı o ilk yıllar aslında bilinçaltı’nın şekillendiği en önemli yıllardır, unutmayın.

Cennetteki gazoz nehirleri
Çocuğa hayatın, ölümün, varlığın anlamına dair temel bilgileri verin. Çocuğunuz 3-5 yaşından itibaren çevresinin ve dünyanın farkına vardığında ve “neden, nasıl” soruları başladığında sizden her konuda, özellikle de varlığın ve ölümün anlamına dair açıklamalar isteyecektir. “Anne sen de ölecek misin? Ölünce ne olur? Baba, Allah nerdedir?” gibi sorular peş peşe gelir bu dönemden itibaren. Siz de cevap verin tüm sorularına, onun anlayacağı dilde. Unutmayın, öğrenmeye hazır olmasalar sormazlar zaten. “Bu yaşta Allah’ı, ölümü, ahireti anlatmak erken” deyip kaçamak cevap veren ailelerin çocuklarında çok çeşitli ve sebepsiz korkular görülebilir. Cevabı alınamamış her soru o minik beyinlerde kıvrım kıvrım şüphe ve problemler doğurabilir.
Hiç unutmam, küçüklüğümde anneme sormuştum:

- “Anne biz ölünce ne olacağız?”
- “Cennete gideceğiz yavrum.”
- “Tamam da, ondan sonra ne olacak? Yani Cennette ne kadar yaşayacağız?”

Annem “bu çocuk bu yaşta sonsuzluktan anlamaz her halde; uzun bir zaman söyleyeyim de rahat etsin” diye düşünmüş olsa gerek ki,
- “1000 yıl yaşayacağız yavrum” demişti.


O kadar üzülmüştüm ki.

“İster 10 yıl, ister 1000 yıl, sonuçta yok olacaksak ne anlamı var?
Ben sonsuzluk istiyorum, yok olmak istemiyorum” demişti o küçücük zihnim bile. Siz anlatın çocuklarınıza bildiklerinizi. Allah’ı, Kur’an’ı, ahireti. Özellikle de melekleri unutmayın. Kendilerini koruyan, kollayan, her yerde bulunan görünmez varlıklara inanmak, “öcülerden”, çizgi filmlerdeki hayali canavarlardan korkan ruhlarına ilaç gibi gelecektir. Peygamberimizin ve İslam büyüklerinin hayatını anlatmak da çok önemlidir. Zira büyüyen bir fidan gibi olan çocuk ruhu kendisine örnek alacağı mükemmel kişiler arar. Siz o zatları çocuğunuzun hayallerine ideal olarak kazımazsanız, çocuğunuz “Pokemon eğiticisi” veya “Zeyna” gibi olmayı kendine ideal seçebilir. Ancak dini eğitim verirken abartılı bir zorlamaya kaçmamak da şarttır.  Çocuğa onun hoşuna gidecek örneklerle bezeli biçim.

Babam beni anlar mı?
Çocuğun seviyesine inin. Unutmayın ki, o erişkin olmadı ama siz çocuk oldunuz. Onun yaşlarında neler yaşadığınızı, hissettiğinizi hatırlayıp ona daha iyi yaklaşabilirsiniz. Yoksa çocuğunuz sizi “anlamadığı bir dilden konuşan yabancı bir rehber” gibi görebilir. Bunun en sık rastladığım bir örneği, his ve fikirlerini paylaşmayan çocuklardır. Çocuk bir yığın sorun yaşamakta, içini şüphe ve korkular kemirmektedir ama ailesine hiçbir şey anlatmamaktadır. Çünkü anne- babanın tüm yaptığı, “evladım, bir derdin varsa anlat” demekten ibarettir. Oysa çocuk “Onlar büyük ve olgun. Benim korkularımı anlamazlar her halde.” diye düşünebilir ve hislerini paylaşmaz. Okula gitmek istemeyen bir çocuk getirilmişti bana. Ailesine hiçbir sebep söylemiyordu. Ben çocuğa önce, onun yaşında iken okulla ilgili yaşadığım kendi tedirginliklerimi anlattım. Karanlık okul yolu, çocuk kaçıran çingene söylentileri vs. derken çocuk, “saçmalama amca, ben onlardan korkmuyorum, sadece bir arkadaşım beni dövüyor” deyiverdi. Sebep anlaşılmıştı. Siz de zaman zaman kendinizi onun yerine koyun, kendi çocukluğunuzu da hatırlayıp neler hissettiğini tahmin etmeye çalışın ve mümkün mertebe onun dilinden konuşarak duygularını paylaşın. Siz bir adım atarsanız o koşarak gelecektir.

Siz onu anlamaya çalışmazsanız o sizi nasıl anlasın?

“Dar daire”ye vakit ayırın. “Yata yata büyüyen” karpuz bile bakım ister. Sizin vasıtanızla dünyaya getirilmiş ve her şeyi öğrenmeye muhtaç, nazik, hassas o masum yavruların günde 1-2 saat ilginize hakkı yok mudur? “Meyvenin 4. meselesi”nde geçen “dar daire”lerin en ehemmiyetli olanlarından biri aile değil midir? Falan futbolcunun ayakkabı numarasını bilip kendi çocuğununkini bilmemek, Başbakan’ın konuşmalarında hastalık işaretleri ararken kendi çocuğunun sözlerini yarım kulakla dinlemek komik kaçmıyor mu? Hatta sevgili Metin Karabaşoğlu’nun bir yazısında dediği gibi, soru soran çocuğuna “lütfen beni rahatsız etme, kitap yazıyorum” demek bile (işin içinde hizmet olsa dahi) hata değil midir? Mumlardan örnek vermeyin lütfen, güneş dibine de ışık veriyor.

Şefkat damarını yanlış yerde kullanmayın. Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. “Aman çocuk zahmete girmesin, aman üzülmesin, ağlamasın” diye diye onu davranışlarında tümden serbest bırakmak, ona iyilik değil kötülük etmektir. Meselâ okul çağına gelen çocuğa namaz kılmayı öğretmek, 10 yaşında ise namaz kılmazsa cezalandırmak dinimizde var. Kaçımız yapıyoruz acaba, merak ediyorum. “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” mealindeki ayet nazil olduğunda sahabeler Resulullah’a asm sormuşlar:

“Ya Resulullah, biz Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından sakınarak kendimizi ateşten koruyabiliriz. Ama aile ve çocuklarımızı nasıl koruruz?”

“Allah’ın size emrettiklerini siz de onlara emredin, Allah’ın size yasakladıklarını siz de onlara yasaklayın” buyurmuşlar.


Özellikle bazı hanımların, kendileri örtülü oldukları halde kızlarını süslü ve açık kıyafetlerle büyüttüklerini, kendileri umumi yerlerde denize girmedikleri halde çocuklarını “daha küçük o” diye plajlara saldıklarını çok görüyoruz. Küçüklüğünde tesettür ve iffet konusunda sağlam temel kuramamış bu çocukların ileride nasıl bir çizgide yaşayacakları muhakkak ki şüphelidir. Böyle davranan ailelerin bazıları da “biz de küçükken böyleydik, sonra toparlandık” derler. Ne kadar toparlanmışlardır acaba? Ya da daha sağlam bir terbiye almış olsalardı kim bilir nasıl olabilirlerdi? Unutmayın ki eğitimin temel prensibi doğruları yapmaktır, tüm yanlışları denemek değil. Bir çok aileden de ahlakı bozucu yayın yapan tv’leri kendileri seyretmemekle beraber çocuklarına yasaklayamadıkları şikayeti duyarım. Sebep çocuğun sevdiği dizi için ağlayıp sızlanmasıdır çoklukla. “Ben Ruhsar’ı çok seviyorum.” Bakın; çocuk ağlar, sızlar her zaman. Sizi test eder hep. Geri adım attınız mı da, o konu “kazanılmış hak” olur artık. Oysa çocukların ruhsal yapıları psikoloji tabiriyle “plastiktir”. Siz sağlam durursanız çocuk kendini size uydurur, merak etmeyin. Kaldı ki bugün birkaç saat ağlamasın derken, ileride hem onun hem kendinizin pişmanlıkla yıllarca ağlamasına zemin hazırlamış olursunuz.

Eşinizle tutarlı olun.
En kötü ruhsal hastalık olan şizofreninin oluşma sebeplerinden biri de anne-babanın çocuğa verdiği mesajlar arasında tutarsızlık olmasıdır. Aynı konuda biri bir şey söyler, diğeri başka şey. Aynı olayda biri bir türlü davranır, diğeri başka türlü. Sonuç: Zihin bölünmesidir. O yüzden eşler önce kendi aralarında konuşup belli prensiplerde anlaşmalıdırlar. Çocuk hangi durumda nasıl bir tavırla karşılaşacağını bilmelidir. Buradan da hissedilir ki, aslında iyi çocuk yetiştirmek için önce uyumlu bir evlilik yapmak lazımdır. Vazifenizi yapın, Allah’ın vazifesine karışmayın. Malesef çoğumuz çocuklarımıza verdiğimiz emeğin karşılığını nerdeyse zorla alma hevesindeyiz. “İlla ki şöyle olmalısın.” Aslında unutmamak lazım ki, o çocuk bizim malımız değildir. Biz sadece ona hizmetle görevlendirilmişiz.  Eğer üstümüze düşeni layıkıyla yapmışsak ötesi Allah’ın takdiridir. Aksi halde aşırı zorlamalar ters tepebilir ve çocuğun iyice zıt bir çizgiye girmesine yol açabilir. Biz de gereksiz derecede strese girip iyice yanlış davranmaya başlarız. “Ben sana bildiğimce doğruları gösterdim, artık seçim senin” demek lazımdır, hele ergenlik çağında. Zaten bizim tüm bu önerdiklerimiz sadece sebeplerdir. Biz Allah rızası ve çocuğumuzun iyiliği için bu sebeplere elimizden geldiğince müracaat ederiz ama sonucuna karışmayız. Zira Allah isterse Peygamber çocuğu hayırsız olabileceği gibi, öksüz-yetim kalmış, hatta Firavun’un sarayında büyümüş çocuklar da en büyük Peygamberler olabilir. O yüzden son olarak diyorum ki:

Çocuklarınız için dua edin.…


Dr. Yusuf Karaçay
Zafer Dergisi
 

Çocuk yetiştirmede altın kurallar

e-Posta Yazdır PDF
  1. Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa suçlamayı öğrenir.
  2. Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.
  3. Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenir
  4. Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa suçluluk duymayı öğrenir.
  5. Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa sabırlı olmayı öğrenir.
  6. Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa güvenmeyi öğrenir.
  7. Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa saygı duymayı öğrenir.
  8. Eğer bir çocuk eşitlik ortamında yaşarsa adaleti öğrenir.
  9. Eğer bir çocuk güven duygusu içinde yaşarsa inanmayı öğrenir.
  10. Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa kendisinden hoşlanmasını öğrenir.
  11. Eğer bir çocuk kabul ve dostluk yaşarsa dünyada sevgi aramayı öğrenir.

Çocukların öğütten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır. Çocuğun aynası anne ve babasıdır. Bu aynadan daima güzel şeyler görmelidir. Çocuklarınıza vereceğiniz en güzel ve değerli hediye ilgi ve zamanınızdır. Çocuklar, hayat piyangosunun çok pahalı alınmış biletleridir. Bu bilete büyük ikramiye vurması ya da boş çıkması sizin elinizdedir. Çocuklar donmamış beton gibidir. Üzerlerine ne düşse iz yapar.

Çocuklara yüz değil, kulak vermeli.
 

Çocuklar neden yalan söyler?

e-Posta Yazdır PDF
Bize bir anne geldi. “Doktor, dedi, oğlum sık sık yalan söylüyor. Yaşadığını söylediği hikâyeler uyduruyor. Ailece yalandan nefret ederiz. Çocuğuma yalan söylediğimizi hiç hatırlamıyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Defalarca yalanın kötü bir şey olduğunu söylediğim halde vaz geçiremedim. Size gelmekten başka çarem kalmadı.”

Anneyi dinledikten, çocuk ve aile hakkında birkaç soru sorduktan sonra konu anlaşıldı. Tebessüm ederek, “Boşuna telaşlanmışsınız, ortada yalan diye bir şey yok, çocuğunuzun davranışları gayet normal,” dedim.  Anne rahatlayacağı yerde iyice telaşlandı:

–Nasıl olur, söylediklerinin yalan olduğununu ben biliyorum. Hatta, bir defasında, sıkıştırdığım zaman “Yalan söylemiyorum, sen de vardın, beraber otobüse bindik,” dedi.

Bu son sözler üzerine olay iyice aydınlanmıştı.

–Boşuna telaşlanmışsınız, dedim, olay gayet basit. Çocuk size rüyasını anlatmış. Anneye gerekli açıklamaları yaptıktan ve örnekler verdikten sonra ancak ikna edebildim. Yalan söylediğinden yakındığı oğlu, üç buçuk yaşındaydı ve ilk çocuğuydu. Anne olaya yetişkin gözüyle baktığı için yanılıyordu. Ona göre, olmamış bir olayı olmuş gibi anlatmak ve kendisini olayın kahramanı olarak göstermek yalancılıktı. Annenin verdiği bilgiye göre, çocuğun yalan söylemesi için bir sebep yoktu. Anne ve baba çocuklarını seviyor, ona değer veriyor, yeterince zaman ayırıyorlardı. Aşağıda anlatacağımız gibi, çocuğu yalan söylemeye iten çeşitli sebepler vardır. Bunların başında “güvensizlik duygusu” gelir. Sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin olmayan çocuk, kendisinin merkezinde olduğu hikâyeler uydurarak dikkat çekmek ve güven kazanmak ister. Ancak, burada yine amacı yalan söylemek değildir. Vakamızdaki çocuğa gelince, teşhisimize göre, çocuk anneye ve babaya gördüğü rüyaları anlatmaktadır. Dört yaşına kadar çocuklarda benmerkezci (egosantrik) bir kişilik hâkimdir. Eşyaya ve olaylara kendi gözleriyle bakarlar. Dünyanın merkezinde kendileri vardır. Canlı-cansız ayırımı yapamazlar. Kendileri canlı olduğuna göre, her şey canlıdır. Bindiği oyuncak at ile gerçek at arasında fark yoktur. Onunla canlıymış gibi konuşur. Bu yaştaki çocuklar, rüya ile gerçek dünya arasında ayırım yapamazlar. Rüyayı yaşanmış olarak algılarlar. Vakamızda “yalan söylemiyorum, sen de vardın, beraber otobüse bindik,” sözlerinden bunu anlıyoruz. Eğer anne çocuk gelişimi ve psikolojisi hakkında bilgi sahibi olsaydı bize gelmesine gerek kalmaz, olayı kolayca çözerdi.

Yalan söylemek bir davranış bozukluğudur
Beş yaş ve üzerindeki çocuklarda “yalan” bir davranış bozukluğu olarak değerlendirilir. Eğer buna tırnak yemek, altını ıslatmak, kekemelik, tik, inatçılık, tembellik, saldırganlık, korkaklık, içe kapanıklık gibi bir veya birkaç davranış bozukluğu da eşlik ediyorsa durum ciddi demektir.  Gelişmiş elektronik cihazlarda, her biri farklı görevler yapan yüzlerce devre vardır. Bu devrelerden biri arıza yaptığı zaman devreye bağlı bir uyarı sinyali harekete geçerek kullanıcıyı uyarır. Bilgisayar kullananlar bunu çok iyi bilirler. Arıza giderilmediği ve çalışmaya devam edildiği taktirde bilgisayar sağlıklı çalışmadığı gibi, zamanla daha ciddi arızalar ortaya çıkacaktır. Aynen bunun gibi, çocuklarda ortaya çıkan bir davranış bozukluğu farkedilmez veya ciddiye alınmazsa zamanla daha ağır bozukluklar buna eşlik edecek, tedavisi güç ruh sağlığı problemleri ortaya çıkacaktır. Anne babalar, çocuklarında gördükleri bir davranış bozukluğunu, ruh sağlığının tehlikede olduğunu haber veren bir uyarı sinyali anlamına geldiğini bilmeli, çocuğu suçlayarak veya baskı kurararak bunu gidermeye çalışmamalı, “Ben nerede yanlış yaptım?” sorusuna cevap arayarak olaya yaklaşmalıdır.

Çocuk yalan söylemeyi bizden öğrenir
Amerika’da çalıştığım okullarda çocukların yalan söylediklerine ve kopya çektiklerine hiç rastlamadım. Yine üzülerek ifade edeyim ki, Türkiye’de çalıştığım okullarda en dindar aile çocuklarının bile sıkıştıklarında yalan söylediklerine ve kopya çektiklerine çok rastladım. Neden Amerikalı çocuk yalan söylemez de Türk çocuğu yalan söyler? Sorunun cevabı gayet basit: Çocuk yalanı aileden öğrenmektedir. Belki doğrudan değil, ama dolaylı yoldan çocuğa yalanı biz öğretiyoruz. Telefona cevap vermeye giden çocuğuna, “Beni filanca sorarsa evde yok dersin,” diyen bir baba veya anne dolaylı yoldan çocuğa yalan söylemeyi öğretmektedir. Yine okul yıllarında nasıl kopya çektiğini, bulduğu yeni kopya çekme usulleriyle öğretmenini nasıl atlattığını övünerek anlatan bir baba çocuğunu kopya çekmeye ve kolay yoldan not almaya özendirmektedir.
Bayanlar arasında sık kullanılan “beyaz yalan” sözünü duymuşsunuzdur. Kimseye zararı olmayan yalana beyaz yalan denirmiş. Bir kimseye yalan söylemekle onu aldatmış olmuyor muyuz? Aldatmanın siyahı ve beyazı olur mu?

Çocuk ilgi çekmek için yalan söyler
Yalan söyleyen çocuğun yaşına bakılır. Eğer beş yaşın altında ise, yalan söylemenin amacı kesinlikle aldatmak değildir. Yeterli sevgi alamayan veya gördüğü sevgiden emin olmayan, ilgi eksikliği yaşayan çocuklar dikkatleri kendi üzerlerine çekmek için hikaye uydururlar. Bu çocuklar, azarlanmak ve dayak yemek pahasına da olsa her çareye baş vururlar. Yaramazlık yapan ve yalan söyleyen çocukların amacı anne babayı kızdırmak ve çileden çıkarmak değildir. Ancak, yaramazlık yapmalarına rağmen, yeterli ilgiyi elde edemezler ve sevildiklerinden emin olamazlarsa saldırgan bir kişilik geliştirmeye başlarlar.

Çocuk güven kazanmak için yalan söyler
Ana okuluna ve ilköğretim okuluna devam eden çocuklarda sık görülen bir yalan türüdür. Eğer çocuk derslerinde başarılı değilse, okulda ve ailede tembelliği başa kakılıyor, horlanıyor, aptal yerine konuyorsa; bu çocukta telafisi zor bir aşağılık duygusu gelişmeye başlar. Kendini değersiz, aptal, işe yaramaz biri olarak görmeye başlar.
Hiçbir çocuk bilerek tembelliğe ve başarısızlığa razı olmaz. Onu başarısızlığa iten sebepler vardır. Mesela, hiperaktivite ve dikkat eksikliği bozukluğu olan bir çocuk, dikkatini uzun süre yoğun tutamayacağı için istese de fazla başarılı olamaz. Dikkati sık sık başka şeylere kaydığı için sınıfta anlatılanları aklında tutamaz. Sırasında rahat oturamaz. Öğretmenini ve arkadaşlarını rahatsız edecek davranışlarda bulunur. Ev ödevlerini gerektiği gibi yapamaz. Tembellik ve başarısızlık bu çocuğun suçu değildir. Tedavi edilmesi gerekir.

Hiperaktif çocuklar, başarısızlıklarını örtmek ve güven kazanmak için yalan söyler.
Her insan gibi, çocuk da toplum tarafından beğenilmek ve taktir edilmek ister. Çocuk ilk beğeniyi anne ve babasından bekler. Sevilen, ailede adam yerine konan, değer verilen ve iyi davranışları taktir edilen, zekası normal bir çocuğun başarılı olması beklenir ve başarılı da olur. Derslerinde başarısız, arkadaşlarıyla geçimsiz, davranış bozuklukları olan ve sık yalan söyleyen bir çocuk bize getirildiği zaman; ilk iş olarak aileyi inceleriz. Beyinde arıza bırakacak bir hastalık geçirip geçirmediğini, doğumunun normal şartlar altında gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırırız.

Çocuk cezadan kaçmak için yalan söyler
Dürüstlüğü ve doğru sözlülüğü karşısında ceza gören bir çocuk, cezadan kaçmak için yalan söyleyebilir. Cezalandırma dayaktan ibaret değildir. Dayak en kötü disiplin aracıdır ve eğitime olumlu bir katkısı yoktur. Günah keçisi gibi devamlı suçlanan, kendisini savunmasına izin verilmeyen, başkalarıyla kıyaslanan çocuklar da bir anlamda cezalandırılmış demektir. Eğer sınavdan aldığı düşük notu söylediğinde azar işitir, “Yine mi zayıf aldın, bu notlar ne zaman düzelecek, ne zaman çalışmaya başlayacaksın?” suçlamalarıyla karşılaşırsa; bir sonraki zayıfını söyleme cesareti gösteremeyecek, yalana baş vuracaktır. Yalan söyleyen çocuğun kendisine saygısı kalmaz, kendisinden utanır. Özgüvenden yoksundur. Yeteneklerinin ve sahip olduğu değerlerin farkında değildir. Kendisini değersiz ve işe yaramaz olarak görür.  Anne babalar, çocuklarının fizik sağlığı ile ilgilendikleri kadar ruh sağlıklarıyla da ilgilenmelidir. Ruh sağlığı bozulmuş bir çocuğun fiziksel ihtiyaçları fazlasıyla yerine getirilse bile hastalıklı bir kişilik geliştirecektir. Yüksek makamlara gelmesi, büyük paralar kazanması onu mutlu etmeye yetmeyecek, içinde hep ruhsal bir açlık hissedecektir.

ALİ ÇANKIRILI
Zafer Dergisi
Son Güncelleme: Cuma, 02 Aralık 2011 21:18
 

Yaşlara Göre Dil Gelişimi

e-Posta Yazdır PDF

Çocuklar ne zaman konuşmaya başlamalıdırlar? İlk anlamlı kelime ne zaman çıkartılmalıdır? İki kelimelik, üç kelimelik cümlelere geçiş hangi yaş dönemine rastlar? Bunlar ve benzeri sorular hemen tüm annelerin akıllarına gelir.

Özellikle de ilk çocuklarla birlikte deneyimsiz bir dönem yaşayan anneler, çocuklarını çevrelerindeki çocuklarla kıyaslar ve yanlış sayılabilecek yorumlarda bulunurlar. Bütün bu yanlış yorumları ortadan kaldırma adına gelin yaşlara göre dil gelişimini inceleyelim.

 

 

 

 

 

0-6 ay

Cıvıldama evresidir. Bu dönemde bebekler belli heceleri çıkarmaya çalışırlar. Bir nevi “agu”lama dönemidir.

6-12 ay

Heceleri birleştirme çabası vardır. Anne-baba gibi bir iki kelimelik kelime hazinesi vardır. Ayrıca çevrelerinde duydukları seslere benzer sesler çıkarmaya çalışırlar.

12-18 ay

Çocuk artık gerçek dildeki kelimeleri söylemeye başlar. Çok basit 2 kelimelik cümle kurabilir. “anne gel” gibi… Çocuğun bu dönemdeki kelime hazinesi 5-25 civarındadır.

18-24 ay

İki kelimelik cümle sayısı artar. Kelime hazinesi 50 civarındadır. Anlaşılır konuşma başlamıştır.

24-36 ay

İkiden fazla sözcüklü cümleler başlar. Sözcüklerdeki hece sayısı artar. Bilinen kelime sayısı 1.000 civarındadır.


3-5 yaş

“Ben”li cümleler kurmaya başlar. 5 ve daha fazla sözcüklü cümleler kurabilir. Fazlaca soru sorar. Kelime dağarcığı 5 yaşa doğru 2.000’e kadar yükselebilir.

HER ÇOCUK AYNI DEĞİL!

Dil gelişimi konusunda çocuktan çocuğa ufak farklılıklar olabilir. Yukarıda belirtilen dönemler genel dil gelişim dönemleridir. Ufak farklılıklar, ciddi sorunların veya önemli yetilerin varlığı anlamına gelmez. Ancak çocuğunuzdaki dil gelişimi belirtilen dönemlerden fazlaca farklıysa bir uzmanla görüşmenizde fayda vardır.

Çocuğun konuşmayı öğrenebilmesi için ebeveyn neler yapabilir?

Öncelikle belirtmeliyim ki burada, henüz konuşmayı öğrenecek olan ve konuşma konusunda herhangi bir problemi olmayan çocuklara yapılacak yardım kastedilmektedir. Yoksa ilerleyen zamana rağmen kendisinden beklenen konuşma performansını gösterememiş ve birtakım konuşma problemleri yaşayan çocuklar kastedilmemektedir. Bu şekilde özel durumu olan çocukların bir konuşma terapistinin yardımını almaları gerekir. Şimdi bir ebeveynin normal süreç içinde çocuğuna konuşmayı öğretebilmesi için nelere dikkat etmesi gerektiğini inceleyelim.

1.Öncelikle ebeveynin sabırlı olması ve bu işten zevk alması gerekir.

2.Ebeveynin bu iş için zaman ayırması bu süreci hızlandıracaktır. Şöyle ki günde 1-2 saat bebeğiyle sohbet etmek için zaman ayıran bir anne diğer ebeveynlere nispeten dil gelişimi hususunda daha çabuk mesafe kaydedecektir.

3.Çocuğunuza onunla birlikteyken yaşadıklarınızı anlatın. “Elbiselerimizi giyelim, şimdi yemek yiyeceksin gibi…”

4.Çocuğunuzla konuşurken yani sohbet ederken o ortamda farklı seslerin olmamasına dikkat edin. Böylelikle çocuğunuzun sizi duymasını sağlayın.

5.Bebeğinizin çıkardığı seslere tepkisiz kalmayın.

6.Sohbet esnasında bebeğinize bir şeyler söyleyip kısa bir süre bekleyin ve mimiklerinizi de kullanarak çocuğunuzun cevap vermesini sağlayın.

7.Çocuğunuzla konuşurken mutlaka onun yüzüne bakın.

8.Çocuğunuz size işaretlerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa, siz çocuğun anlatmak istediğini kelimelere dökerek ona geri iletin “susadın mı?” gibi…

9.Çocuğunuza ilk aylardan itibaren kitap okuyun, masallar anlatın.

10.Çocuğunuzun herhangi bir sesi çıkarma çabasını mutlaka fark edin ve pekiştirin.

18.05.2004
Yasemin Yalçın Aktosun 

Kaynak: Zaman Gazetesi-Ailem Dergisi

Son Güncelleme: Salı, 26 Ekim 2010 06:18
 
Sayfa 1 / 3

EN GÜZEL DUALAR


Ping your blog, website, or RSS feed for Free


Kapat